• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/groups/www.2023destek.org/






















2023 Vizyonunun Tarihsel Derinliği

2023 Vizyonunu Tarihsel Derinliği

Kur’an-ı Kerim’e göre insan, Allah’ın canlılar içerisinde en güzel biçimde yarattığı, en değerli kıldığı, Allah’ın kendi ruhundan üfleyip, bahşettiği üstün vasıflar nedeniyle yücelttiği, kendisine halife yaptığı, akıl, irade ve vicdan sahibi seçkin bir varlıktır. Yeryüzünde ahlaka dayalı bir sosyal düzen kurma görevi insana verilmiştir. Kur’an bu görevi emanet olarak tanımlamıştır. Peygamberimiz, inancı ne olursa olsun muhataba insan olarak değer vermiş, insanın temel hak ve hürriyetlerine saygı göstermiş, daima insan haysiyet ve onurunu gözetmiş, kimsenin kusurunu yüzüne vurmayarak haysiyetini rencide etmemiş, insanı kazanmayı esas almıştır. Allaha İmanı ve Peygambere itaati kendi hayatlarında en önemli ilke olarak benimseyen Müslüman Türk Hükümdarları yeryüzünde bütün insanlığı mutlu edecek en ideal yönetim tarzını uygulamışlardır. Onların kurduğu devlet düzeni yıkıldıktan sonra ise insanlık daima huzur ve barışa hasret kalmıştır.
Türkiye Cumhuriyeti, Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’la birlikte tarihi dinamiklerini tekrar yakalayıp hayata geçirme fırsatı yakalamıştır.  Cumhuriyetin ilanının 100.yılı inşallah 2023 vizyonuyla tarihe yön vermiş bir milletin tekrar şahlanışına başlangıç olacaktır.
-O al bayrak Türkiye’de dalgalandıkça, biz burada yitip bitme­yeceğiz! Bu sözü 1967 yılında Afganistan’ da 70-75 yaşlarında bir dede oraya geçici olarak gitmiş bir Türk görevliye söylemişti. 2009 yılında Bosna’da görevli Türk birliği zorlu kış şartlarında gidilmesi neredeyse mümkün olmayan bir köyde oturan yaşlı ve yalnız yaşayan bir kadına yardım kolisi ulaştırır. Kapı çalınır. Yaşlı kadın uzun uzun baktıktan sonra ”Siz Türksünüz geleceğinizi biliyordum”  der ve ağlar. İşte tarih yine karşımıza çıkıyor. Biz unutsak ta tarih bize kendini hatırlatıyor ve bizi çağırıyor. “Siz olmazsanız barış ve huzur olmaz” diyor.  Tarih bize “siz beklenilen milletsiniz” diyor.    Bu söz Türk Devleti’nin dünyanın çok geniş bir kesiminde unutulamayacağı anlamına geliyor. Çünkü Milletimiz geçmişi insanlığa hizmetle meşhur bir millettir. Pek çok milletin kaderi bizim kade­rimizle birlikte yazılmıştır. Birlikte savaştık, barıştık, sevdik, ayrıldık, birlikte türküler söyleyip halaylar çektik. Birlikte üzüldük, sevindik. Bu yüzden tarihe karşı da sorumlulu­ğumuz vardır.
Türkleri ilk defa devlet hizmetine alan Abbasi halifesi Mansur oğlu Mehdiye şu vasiyette bulunmuştu, “Türklere iyilikte bulun. Onları kendine yaklaştırmaya çalış. Onlardan çok dost edin. Çünkü bir sıkıntıya düşersen onlar senin yardımına koşarlar. Çünkü onlar bu devlet uğrunda mallarını ve canlarını feda etmiş en büyük yardımcıların ve taraftarlarındır.” Artık bundan sonra halifelerin Türklere görev vermesi âdet olmuştu.
Orta Asya’da kurulan ilk Müslüman Türk devleti olan Karahanlılar zamanında Türkler, yeni bir kültür dünyasına girdiler.  Divan-ı Lügatit Türk, Kutadgu Bilig gibi kültür dünyamıza ait önemli eserler onların zamanında yazıldı.
Bütün Türk–İslam devletlerinde olduğu gibi Türkiye Cumhuriyetinde  2023 vizyonu açısından kültür önemli bir unsurdur.  Kültür alanında ülkemizi Dünyanın kültürel üretim ve paylaşım merkezi haline getirmek önemli bir hedeftir.  Bu anlamda kültürel mirasımızı ve geleneğimizi, sanatçılarımızı, düşünce insanlarımızı ve eserlerini dünyaya tanıtmak için daha zengin içerikli ve kuvvetli programlar geliştirmek 2023 vizyonun hedeflerindendir.
Karahallılar’dan sonra bayrağı devralan Selçuklular oldu. Selçukluların pek çok özel­liği bulunmaktadır. 1040 Dandanakan Savaşı’ndan sonra Türklere âdeta yeni bir enerji getirdiler. Önce İran’ı, sonra Irak ve Suriye’yi hâkimiyetleri altına aldılar. 1071’den sonra ise Anadolu’ya geldiler. Atalarımızın Maveraünnehr’den Marmara’ya, Kafkaslardan Basra’ya ka­dar geniş bir sahaya hâkim olmak öyle kolay bir iş değildi. İran ve Anadolu’da kurulan devletlerin hepsi Selçukluların devamıdır. Selçuklulardan sonra devlet kuran Osmanlılar kendi dönemlerinde dünyanın en güçlü devleti oldular.
Osmanlı halkı; Türklerin yanı sıra Araplar, Kürtler, Çerkezler, Boşnaklar, Arnavutlar, Rumlar, Sırplar, Hırvatlar, Bulgarlar, Romenler, Macarlar, Lehler, Gürcüler, Ermeniler yani Müslüman, Hıristiyan ve  Yahudilerden oluşuyordu. 
Üç kıtaya yayılarak buralara hükmetmiş bir imparatorlukta farklı dinî ve etnik yapıyı idare edebilmek için elbette kurumların ve adaletle hükmeden bir yapının olması gerekiyordu. İşte Osmanlı idaresinin en önemli büyüsü bu noktadaydı. Osmanlı Devleti’nin sancağı altında olmak, Osmanlı tebaası için güçlü bir koruma anlamına geliyordu. Adalet karşısında tebaanın dinî ya da etnik kimliği hiç­bir ayrıcalık taşımıyordu. Herkese adaletle hükmediliyordu. Adalet duygusunu daima güçlü tutan Osmanlı Devleti ister Müslüman ister Yahudi veya Hıristiyan olsun Osmanlı Kadısı’nın huzurunda haksızlığının giderileceğini biliyordu. İstanbul’u fethederek bir çağı kapatıp yeni bir çağ açmış olan Fatih Sultan Mehmet. bir Yahudi’yle mahkemede eşit şartlar altında yargılanmıştı ve Yahudi davasında haklı çıkmıştı.  Osmanlı adaleti bu demekti. Adalet yanında   günümüzde aslında çok ihtiyaç duyulan hoşgörü kültürü de Osmanlı yönetiminin temel özelliğiydi. Osmanlı İmparatorluğu'nun yüzyıllar boyunca sergilediği diyalog ve hoşgörü anlayışı, bugün tüm dünya için dikkate alınması gereken bir model olarak ortaya çıkmaktadır. Avrupa’da yaşanan yüzyıllık Katolik- Protestan mezhep savaşlarından sonra  1648 tarihli Westfelya barışıyla birlikte  önem kazanmaya başlayan  tolerans -hoşgörü  kavramı İslam devletlerinde  yüzyıllardır uygulanmaktaydı. Tolerans/hoşgörü kavramı, özellikle Soğuk Savaş sonrası dönemde, insan hak ve hürriyetlerini, toplumsal barışı sağlayacak bir kavram niteliğine dönüşmek suretiyle medeniyetler arası diyalog düşünce ve tartışmalarının zeminini oluşturmuştur. Bu tartışmalar içinde farklı din ve mezhep mensuplarına müsamahakâr bir düzen sunmuş olan Osmanlı Devleti’nin adil uygulamaları günümüz için bir ‘barış modeli’ olarak gündeme gelmiş bulunmaktadır. Osmanlı yönetim alanında yer alan coğrafyanın günümüzde  bir ‘yangın yeri’ne döndüğü göz önüne alınırsa gerçekten tarihte barış modeli alanında örnek alınacak en iyi sistemi Osmanlı Devleti’nin kurduğu  görülebilir. Bilindiği gibi, Balkanlar, 14. yüzyılın ortalarından itibaren Osmanlı Devleti’nin topraklarına katılmaya başlamıştı. Farklı soy, din ve mezhepler ile yönetim tarzlarına sahip bu kadar çetin bir coğrafyaya hükmetmek Osmanlılar için çok kolay değildi. Hiç şüphesiz bunun sihirli formülü, Osmanlı Devleti’nin adaleti ve hoşgörüyü esas alan yönetim tarzı idi. Hem dinî bakımdan ve hem de çeşitli angaryalardan bunalan Balkan halkları Osmanlıların gelişlerini sevinçle karşılamışlardı. 2023 vizyonunun tarihi derinliği anlamında düşündüğümüzde Milletimizin ortak tarihinden, kültüründen ve medeniyetinden miras kalan çeşitliliğini ve çoğulculuğunu yaşatmak ve geliştirmek aslında geçmişimizde var olan bir uygulamayı canlandırmak demektir.  2023 vizyonunda Vatandaşların birlikte, kardeşlik içinde yaşamaları en önemli hedeftir. Vatandaşların Türkiye Cumhuriyeti’ne ve büyük milletimize aidiyet duygularını güçlendirecek, tüm renklerin birlikte ve ahenk içinde ilelebet hayatlarını sürdürmelerini sağlayacak hedefleri gerçekleştirmede en büyük referans tarihimizdir. Bu açıdan düşünüldüğünde 2023 vizyonununda da sürdürülmesi planlanan “Milli Birlik ve Kardeşlik Projesi“ aslında Hz. Muhammed(SAV)le zamanından itibaren Müslüman yöneticilerin uyguladığı yönetim anlayışının bir tezahürüdür.
Osmanlı’nın son dönemlerinde milletimiz birlik ve beraberlik içinde topyekün bir mücadele vererek kurtuluş savaşını kazanmış ardından 193 te imzalanan Lozan Barış Antlaşması’la bağımsızlığını tüm dünyaya kabul ettirmiştir.  Ulusal Kurtuluş Savaşımız özgürlük isteyen dünyanın tüm mazlum insanları olması açısından çok önemli bir olaydır.
Fakat Lozan Antlaşması’ndan sonra Türk siyasi tarihi belli aralıklarla güçlü ve istikrarlı iktidarlara tanık olsa da genel olarak istikrarsızlıkların, çok parçalı, zayıf ve verimsiz iktidarların sebep olduğu kayıp dönemlerin tarihi olmuştur. Siyasi istikrarın ve güçlü iktidarların olmadığı dönemlerde ise siyasi, ekonomik ve sosyal krizlere girilmiştir. Parçalı, zayıf, hızlı karar alma refleksi olmayan ve siyasi irade gösteremeyen hükümetler her türlü antidemokratik müdahaleye açık olmuşlar, vesayetçi anlayışların gölgesinde kalmışlardır. Böyle dönemler içeride ve dışarıda ülkemize büyük bedeller ödetmiş karanlık emelleri olanlar milletimizi her zaman sömürme imkânı bulmuşlardır.
Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında kurulan Ak Parti Hükümeti ülkemizde Cumhuriyet tarihinin en büyük demokratikleşme ve değişim hamlesini başlatmıştır. Türk Milleti’nin tarihi kazanımlarını geleceğe taşımak Ak Parti’nin önemli vizyonlarından biridir. Onlarca yıldır Türk siyasi hayatının din-siyaset, gelenek, modernlik, din, devlet, toplum, birey gibi kavramların doğurduğu gerilimlerin etkisi altında olduğu söylenebilir. Bu gerilimler siyasi alanı daralttığı gibi birçok soruna da yol açmıştır. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip önderliğinde AK Parti, bu kavramları sağlıklı bir zeminde yeniden kurgulamaya ve bunları gerilim unsuru olmaktan çıkarmaya çalışmış, sun’i gerilimler ve krizler üreten vesayetçi anlayışları bertaraf ederek sistemi önemli ölçüde normalleştirmiştir. Örneğin başörtüsü sorun olmaktan çıkarılmıştır. İmam-Hatip Okulları mezunları artık eşit şartlar altında üniversite sınavına girebilmektedir. Her türlü okul türlerinde çocuklarımız kutsal kitabımız Kuran-ı Kerim’i öğrenme fırsatına erişmişlerdir.
Fransa'da II. Cumhuriyet devrinde Sadi Carnot'nun Cumhurbaşkanlığı sırasında, Fransa'nın tanınmış yazarlarından ve Fransız Akademisi üyelerinden, Marki de Bornier "Muhammed" ismiyle manzum bir dram yazmış, bunu Komedi Franseze (ComediFrançaise) kabul ettirmiş (1888), programına aldırtmış ve sahne provalarına başlattırmıştır (1890). Piyes, Hazreti Muhammed'in(SAV) şahsiyetini ve İslam Dini’ni aşağılatan bölümleri içermektedir. Sultan Abdülhamid'in müdahalesi piyesi sadece Komedi Fransez'de yasaklatmakla kalmamış, Fransadaki bütün tiyatrolarda da sahnelenmesini menettirmiştir. İslâmiyete karşı beslediği düşmanlık hislerini ve dini taassubunu, edebî bir kılığa bürüyerek açığa vurmak isteyen yazar bu piyesi Abdülhamit’in engellemeleri sonucu İngiltere de oynatamamıştır. 2005 yılında Danimarka’da Hz. Muhammed’e hakaret içerikli karikatürlerin yayımlanmasına en büyük tepki Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’dan gelmiştir. Osmanlı devleti dün Açe Müslümanlarına yardım ediyordu bugün aynı Millet Cumhurbaşkanımız Tayyip Erdoğan önderliğinde Somali’deki Müslümanlara Myanmar’daki Arakan Müslümanları’na yardım ediyor. İnsanlık vicdanının sustuğu alanlarda dün Osmanlı’nın sesi çıkıyordu bugün onların mirasına sahip çıkanların sesi gür bir şekilde çıkıyor.  Bir anlamda tarih devam ediyor ve şunu unutmamak lazım ki tarih Türk Milleti’ni tekrar dünya sahnesine çağırıyor. İnşallah 2023 kadın hakları, eğitim, sağlık, ekonomi ve daha birçok alanlarda bu milleti şaha kaldıracak bir adımın başlangıcı olacaktır ve bugün Fatihler, yavuzlar, kanuniler nasıl milletimizin bağrında yer ettiyse Allahın Türk Milletine bir lütfü  olan asrın  lideri   Recep Tayyip Erdoğan da aynı karede yer alacaktır. Cumhuriyet’in ilanının yüzüncü yılında 2023 vizyonu bu milletimiz için en büyük müjde olacak Türk Milleti tarihin çağrısına geliyoruz, beklenen millet biziz diyecektir.

Erdoğan ERMAN
Tarihçi